İZMİRLİ ALMANCI ANNE-4

Dünkü yazının devamı…Keyifle okumanız dileğiyle

Mert 6 aylık olduğunda onu yüzmeye götürmeye karar verdim. Araştırmalarım sonrası Etiler’deki aquatots yüzme kursuna gitmeye karar verdim. Her şeyi çok güzel düşünmüşler, temiz ortam ve güler yüzlü yüzme hocaları var. Fakat yine isyan etme duruma getiren ücret ile karşılaştım. Ayda 4 defa yarım saatlik ders için 450,- TL (şimdi 650,- Tl oldu) ücret istediler. Başka imkânım olmadığı için ve diğer kurslarında bu fiyatta olduğunu bildiğim için bu ücreti ödedim ve yaza kadar derslerimize devam ettik. Yine hiç unutmayacağım bir anı paylaşmak istiyorum…Ocak 2015 yine İstanbul trafiğini felç edecek kadar kar yağmıştı. Arabamızı otoparktan bile çıkartamıyordum. Bu şartlar altında bile taksiye altlayıp Mert’i yüzme dersine götürdüm. Benden başka derse gelen yoktu ve o gün bize dersi hediye etmişlerdi. Sonrasında o soğukta çocuğu nasıl yüzmeye götürürsün diyen alakasız insanlar (komşular) oldu. Artık sadece gülümsüyordum ve günler sonra Mert’in hasta olmadığını çünkü alışkın olduğunu hatırlatıyordum. Evde sıcak havasız ortamda mikropların daha çok çoğaldığını ve çocukların açık havada daha sağlıklı büyüdüğünü halen çoğu Türk anlamıyor. Bunun en büzük örneği kreşler….bizim kreş deneyimimiz zaten ayrı bir hikaye olur. Mert 19 aylıkken artık çalışma hayatına geri dönmeye ve Mert’i yarım gün kreşe bırakmaya karar verdim. Beşiktaş çevresinde ne kadar kreş varsa internetten araştırıp seçtiğim bir kaç tanesini ziyaret ettim. Alman kreşi tam istediğim gibi çocuklarla ilgileniyor ve onları özgür bir birey olarak yetiştirmeyi hedefliyordu. Fakat 10 ay için istedikleri 32.000 TL miktarındaki ücreti duyunca şoka uğradım resmen. Yaz okulu için birde ayrı ücret talep ediyorlardı. Kreş için bu kadar para ödemeyi kabul etmedim. Almanya’da kreş ücreti ailenin gelir düzeyine göre alınır ve hatta bunun için tavan ücret bile vardır. Kreşte yer bulamayan çocuklar için bir dadı imkanı sunulmaktadır. 4-5 çocuğa aynı anda bakan, devlet kontrolünden geçmiş bir dadı ve ücreti yine devlet tarafından ödenir. Eğer hiçbir yerde çocuk için boş yer bulamazsanız ve çalışmaya başlamak istiyorsanız zaten 3 yaşına gelince mecbur bir kreş almak zorunda. Bir annenin tekrar işe dönmesi her koşulda desteklenir ve üstelik yarım gün çalışma olanakları sunulur.

Türkiye’de alman kreşinden vazgeçince normal bir Türk kreş bulurum diye düşündüm ve karşıma Levent’de bir kreş çıktı. Sıcak aile ortamı ile ikna olup Mert’i oraya yazdırdım. Fakat kısa sürede hayal kırıklığına uğradım. Çocuklar ile düzgün etkinlik yapılmıyordu. Yazın bahçeye şişme havuz kurma fikrimi “çocuklar mikrop kapar” diyerek ret ettiler (ki bize yıllar öncesinde kreşte sıcak havada hem şişme havuz kurarlardı hem hortumu elimize verip oynamamıza izin verirlerdi). Mert’in çok hareketli olduğu için ve bir yerlere tırmanıp zıplayıp ama ağlamadığı için psikiyatriye gitmemizi önermeleri ve ilaç kullanma fikrini sunmaları sonrası Mert’in bağımsız bir kişilik olma gelişimine olumlu faydaları olmayacaklarını anlayarak kreşi değiştirmeye kara verdim. Reggio emilia eğitim sistemi ile Mercan Anaokulu’nu buldum. Benden okulda kalması için yağmur çizmesi ve kendi oyuncaklarını veya el sanatı için kullanmak üzere artık materyal istediklerinde “tamam işte burasıdır” dedim. Çocuklar dışarıda çamurda oynayıp üzerlerini kirletmeli, sürekli onları korumak yerine onları serbest bırakmalıyız. En basit mesela pantolonu bile giyerken bırakın kendisi giymeye çalışsın. Kendi bir şey başarabileceğini anlasın. O duyguyu yaşasın. Koşarken “aman düşersin” diye durdurmayalım. Düşerse bırakın kendi kalksın. Bırakın üstü başı kirlensin varsın. Elleri çamur olsun, toprakla oynasın. Bunlar zararsız ve çocukları hasta yapmaz. Geçen gün bizim Mercan kreşe yeni veliler gelmiş çocukları ile. Yerlerde halı yok, çocuklar düşerse bir yerlerini acıtırlar diye tedirgin olmuşlar. Çocukları bahçeye çıkartmayın kış günü hasta olurlar diye rica etmişler. İşte bu tür düşünceler benim eğitim tarzıma karşı ve maalesef çoğunluk bu şekilde düşünüyor. Mert sokakta düştüğü zaman yanına koşan ve kaldırmaya çalışan hatta “bu çocuğun annesi nerde” diye soranları hep uyardım ve uyarmaya devam edeceğim. Bir kaç hafta önce yaklaşık gidiş dönüş 200 km göze alıp Mert ile Ağva yakınlarında orman okuluna gittim. Hava buz gibi, yerler karlı ve ıslak. Biz öyle bir zevk aldık ki ıslanmaktan kirlenmekten. Orada ufak bir dereye bile düştü Mert. Üzerinde yağmurluk kıyafeti olmasına rağmen üstü başı ıslandı ama yedek kıyafetimiz olduğu için böyle durumlar için oracıkta Mert’, soyup yedekleri giydirdim….aradan kaç hafta geçti ve inanın Mert hasta olmadı! “Kötü hava yoktur, kötü kıyafet vardır”! Orman okulundaki eğitimcilerin bize anlattığını hiç unutmayacağım: “bırakın çocuklarınız kendileri öğrensinler, onları serbest bırakın. Maalesef şu an lise yaşına gelmiş ayakkabı bağcını bağlayamayan çocuklar var. Bu çocuklar tıp, hukuk okusa bile bağımsız büyüyen ve öz güveni olan bir çocuktan hiçbir zaman daha başarılı olamaz.” Buna katılıyorum.

Bir başka konuda Türkiye ve Almanya’daki doktor tecrübelerimiz…öksürür öksürmez ve burnu akar akmaz çocuklara direk antibiyotik yazan bir sürü doktor var Türkiye’de. Aileler ne yazık ki genel olarak bilinciz ve doktora koşulsuz güveniyor. Elbette antibiyotik verince çocuk iyileşiyor fakat ilerisini düşünmek gerekiyor. Bu konulara hiç girmeyeceğim….bilmeyen ve merak eden kendi araştırır zaten. Biz şanlıydık ve çok iyi bir çocuk doktoru bulduk. Bunun için elbette yine yüksek ücret ödemek zorundayız ama memnun kalmak için Türkiye’de hayatın böyle olduğunu kabul etmek lazım. Benim gibi kıyaslama şansı veya belki dezavantajı olanlar için tabii çok zor bir durum. Örneğin Almanya’daki çocuk doktor muayeneleri sigorta tarafından ödeniyor. Çocuk doğduğunda sarı bir muayene defteri veriliyor. Benim bile vardı öyle defterim. Kaç kilo doğduğumdan 64 aylık olana kadar tüm gelişmeler her muayenede doktor tarafından içinde not alınmış. Aşı defteri ayrıdır. Doktorlar sadece muayene etmiyor aynı zamanda çocukları örneğin kitap okumaları için veya dişlerini düzenli fırçalamaları için hediye veriyorlar (tabii sigortanın karşıladığı masraflar ile). 2 yaş muayenesinde kitap seti ve diş fırçası hediye veriliyor. Düzenli olarak diş doktoruna kontrol amaçlı gidilir ve çocuklar bilinçlendirilir. Neden bizim ülke de bunlar örnek alınmıyor? Eğitimli bilinçli ve öz güvenli bireyler yetiştirmek bir devletin ilk hedeflerinden biri olmalı….!

Türkiye ile ilgili bu kadar memnuniyetsizlik varsa “ neden buraya geldin veya Almanya’ya geri dön” diyenlere son olarak şunu söylemek istiyorum: Ben Türkiye’ye geldiğimde ne çocuğum vardı nede evliydim. İstanbul’da çocuk büyütmüş olan tanıdığım yoktu. Tüm zorlukları yaşayarak öğrendim. Elbette Almanya’dan farklı olduğunu bilerek geldim ama hayatımı bu kadar çok etkileyecek değişiklikler beklemedim. Geri dönmeyi çok düşünüyorum. Özelikle Mert’in okul eğitimini düşündükçe ve Türkiye’nin bulunduğu sorunları göz öne getirdikçe Türkiye’de bir çocuk yetiştirmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Fakat maalesef eşim bunu halen kabullenemiyor ve bu yüzden Türkiye’deki savaşıma şimdilik devam etmek zorundayım. Atatürk ilkeleri ile laik bir cumhuriyet de bilinçli, kültürlü, bağımsız ve öz güvenli bir çocuk yetiştirmek hayalim….hayallerimin hep peşinde koştum ama bu sefer…!

Umutlu günler dileğiyle,

Şebnem Baydar Kara

 

İZMİRLİ ALMANCI ANNE-4
5 3 votes

Bir Cevap Yazın