İZMİRLİ ALMANCI ANNE-3

İzmirli Almancı Anne Şebnem Hanım ın yazacağı o kadar çok şey varmış yazı dizisi oluşturdu bloğuma sağolsun. Mert in doğumundan sonra yaşadıklarını yine uzun uzun anlattı. Arka arkaya paylaşmak üzere ikiye böldüm. O yazarak rahatladı, bizlere de bu kültürel değişikliklerin doğurduğu zorluklara ortak olmak kaldı. Okuyun bence, farklı bakış açıları farklı deneyimleri zenginleştirir.

***

Mert 31 Mayıs 2014 sabahı geliyorum diye haber verdi. Aslında daha 8 günü vardı ve annem henüz 31 Mayıs gecesi Almanya`dan gelecekti. Doğuma yetişemeyecek korkusu bir yandan sarmıştı, diğer yandan annem telaş yapmasın diye doğum sürecine girdiğimi saklıyorduk. Mert haber vermesine rağmen gelmesi baya sürdü. 1. Haziran Pazar olmuştu ve artık Mert’in gelmesine çok az kaldığını hissediyordum ki bir baktım odamın kapısında annem! Yetişmişti ve sanki gelmesi bana ayrı bir güç vermişti.

Doğumhanede yanımda annem ve teyzem bana destek verirken, eşim kapının önünde bekliyordu. Öncesinde sancılarım varken bir dakika bile yanımdan ayrılmayıp hatta bana yardım edemediği için gözyaşı bile dökmüştü. Kapıda beklemesi ikimizin kararıydı.

Mert 01.06.2014 sabah saat 8:25 de İstanbul Central Hospital’da doğdu. Mert’i ilk kucağıma aldığımda çok şaşkındım. Tarifi olmayan bir duyguydu. 24 saat uyumamıştım ama uyku falan yoktu. Kucağımda minnacık bir Mert açmış gözlerini kocaman ve etrafa bakınıyordu. Yan odalardan bebek ağlamaları gelirken benimki “nerdeyim ben” der gibi etrafı inceliyordu resmen. Odamızı fazla süslememiştik. Aslında sadece Mert`in beşiğine bir kurdele yapıp birkaç süs balonu şişirmiştik. Almanya’da böyle hastane oda süslemeleri vs yoktur. Alışkın değilim yani öyle abartılı şeylere, sevmiyorum da zaten.

Keyfimiz gayet yerindeydi. Otel odası gibi bir hastane odamız vardı. Konforlu ve rahat. Benim zamanımda Almanya’da böyle bir imkan yoktu. Genelde devlet hastanesinde odayı bir iki kişi paylaşırdı. Fakat şimdi orda da normal devlet sigortalılara kendi paranla özel oda tutma imkânları başlamış. Hatta bebek fotoğrafçısı bile geliyormuş hastaneye tabii ki ücret karşılığında. Genel olarak baktığımda Türkiye’deki hastane hizmetleri daha fazla…Lohusa şerbeti, bebek fotoğrafçısı, anneye yapılan makyaj ve bebeğe verilen hediye tulumlara kadar istediğiniz hizmeti bulabilirsiniz. Ama buna rağmen Türkiye’de halen refakatcı olayı var. Refakatcı nedir ilk Türkiye de gördüm. Alman hastanelerinde yoktur böyle bir sistem. Hemşirelerin işi değil mi bu zaten?! Bide o kadar para veriyorsunuz ve hastanıza kendiniz bakıyorsunuz.

Mert ile ertesi gün hastaneden cıktık. Almanya’da benim gibi normal doğum sonrası 2 gece hastanede durulması gerekirken biz ertesi gün evimizdeydik. Sezaryen olunca da Almanya’da 4 gün hastanede kalınırken burada 2 gece sonra çıkartıyorlarmış.

Neyse ki biz evimize gelmiştik ve birbirimize alışma süresi başlamıştı. Teyzem ve annem benim isteğim üzerine 5 gün bizde kalmıştı. Annem yemek yaparken teyzem temizlik yapıyordu. Yemeğimi bile yeri geldi annemin elinden yiyordum, o kadar güzel bakıyorlardı bana. Babam kalabalık yapmamak için ve biraz kendimi toparlamam için gelmemişti bile daha. Evdeki diğer yatılı misafirler bebeği sevmek bebeği görmek için kalıyordu. Alman kültüründe böyle şeyler yaşanmaz bile. Evde doğum sonrası sadece anne bebek ve baba olur. Arada akraba ve arkadaşlar gelir yarım saat bebeğe bakar anneye belki biraz yardım eder ve gider. Yatılı kalma durumu olsa bile sadece bir en fazla iki kişi gelir. Zaten Almanya’da doğum sonrası 8 haftalık bir süre ile her gün eve ebe gelir. Hem anne ile ilgilenir hem bebek ile. Anneye bebeğe alışmasında, onu yıkamasında, tırnağını kesmesinde bile yardım eder. Sigorta bunun tüm masraflarını karşılıyor.

Eşimin göreve gitmesiyle yaklaşık 14 gün sonra diğer akrabalarda gitti ve Mert ile baş başa kaldım. Mert ile yalnız kaldığımız sürede artık birbirimize alışabilmek ve bağ kurmak için fırsattı. Mert’i alıp her gün parka çıkmaya başladım. 3 haftalık bebek ile vapura binip boğaz turu yaptım. 37 günlükken ilk defa uçağa binip İzmir’e gittik anne oğul. Hiç bir şekilde endişe veya korku duymuyordum. Tam aksine tek başına yaptığım bu tecrübeler beni güçlendiriyordu. İzmir’de anneanne ve dedesinin yanında yazlıkta kaldık bir süre ve daha 40 günlük olmadan Mert denizle tanıştı. İnsanlar çocuklarını 40 gün evde saklarken ben oğlumla maceralara atılmaya başlamıştım. Beni artık durduramayacak ve üzemeyecek bir şey olmaz derken aniden tam 40 gün dolduğunda bir kanamam oldu. Apar topar doktora gittik. Meğer rahimde parça kalmış ve kanamaya sebep oluyormuş. Yazlık ufak yerde olması sebebi ile ne iyi bir doktor nede temiz bir hastane bulabildim. Üstelik inanmayacaksınız ama devlet hastanesine kontrole gideyim dedim ve doktor beni kürtaja almaya kalktı. Ameliyat masasından yalan uydurarak kaçtım. Ya böyle iğrenç bakımsız hastane nasıl olabilir. Almanya’da imkânı yok böyle bir rezalet olmazdı. En sonunda İzmir’in içinde temiz bir özel hastanede bulduk. . Narkoz altında zor bir ameliyat geçirdim. Normal kürtaj gibi olacak dediler ama aksilikler oldu ve planlanmış gibi kürtaj sonrası hemen hastaneden çıkamadım. Üstelik eşim yanımda değildi. Uyandığımda ağrılarım bir yandan, çocuğumla ilgilenememem bir yandan ve esimin destek olamaması diğer yandan. Doğumdan ameliyat gününe kadar yasadığım tüm olaylar inanın öyle bir iz bıraktı ki bende..halen yazarken gözlerim doluyor ve boğazım düğümleniyor. Ama yine diyorum ki….bunlar beni güçlendirdi.

Türkiye’de özelikle İstanbul’da bir çocuk büyütmek sandığımdan daha zormuş. Hedefim hep kendine güvenen ve bağımsız bir kişilik yetiştirmekti. Çocukla her hava koşulunda dışarıda oynamak onunla aktiviteler ve spor yapmak, onun çamurda doğada oynamasını izlemek hayalimdi. Bunu gerçekleştirmek için Türkiye’de zorlanacağımı tahmin etmedim.

Babam beni ilkokuldayken yüzme kursuna yazdırmıştı. Zaten okulda yüzmeyi öğrenmemize rağmen ben haftada 3 defa antrenmana gidip hafta sonları yarışmalara katılıyordum. Zamanını ayırıp beni her defasında yüzme dersine götürüp alırdı ve annemle beraber hafta sonları yarışmalarıma gelirlerdi. Kardeşimde aynı şekilde Karate dersine katılarak büyüdü.

Okul gezilerimiz olurdu. İlkokulda bile 5 gün yatılı evden 400 km uzakta bir alman adasına gitmiştik. Lisede ise yurt dışına kayak tatiline, tarihi gezi tatillerine gittik. Ben böyle özgür ve her imkânı yaşayarak büyümüşken aynı imkânları oğluma sunamazsam çok üzülecektim.

İstanbul’da en basit ve ilk imkânım Mert ile parka çıkmamdı. Fakat burada bile “aman çocuk hasta olur”, “ne işiniz var sabahın 7sinde park da”, “çocuğun azgını bari şal ile ört”, “yerde emeklettirme mikrop kapar”,  “aman terler hasta olur” gibi bir sürü laf duyuyordum tanımadığım insanlardan. Hiç unutmam bir kere dolmuşta Mert’in beresini çıkartmıştım. Tanımadığım bir kadın kulakları üşür diye gelip bereyi Mert’in kafasına takmaz mı? Diğer taraftan ama gelip öpmeye kalkanlar veya pis ellerinle çocuğa değen yabancılar. Bu kadar farklımıydı bizim Türk insanı Almanlara göre? Almanya’da bugüne kadar kimse gelip Mert’e izinsiz dokunmadı, kimse bana sormadan benim arkam dönükken çocuğa çikolata şeker vermedi. Soğuk bu almanlar diyeceksiniz. Hayır, soğuk değil, saygılılar. Elbette onlarda seviyor, ama çocukla konuşarak seviyorlar. Annemin Almanya’da terzi dükkânı var. Yıllardır gelen aynı müşteriler Mert’in fotoğraflarını göre göre onun büyüdüğüne tanık oldular. İçlerinde Mert’e bere öreni, oyuncak alanı bile oldu. Şimdi bu insanlar soğuk mu sizce?? Kuralcılardı evet, bu ayrı bir şey. Bu kadar özgür eğitmeye çalıştığıma rağmen elbette benim de belirli kurarlım oldu. Örneğin uyku saatinin ve gün içindeki yapılanların düzenli olması için hep elimden geleni yaptım. Gün içindeki yemek saatlerimiz ve özelikle öğlen ve akşam uyku saatlerimizi hep korudum. Gelişim hormonların saat gece 10 dan itibaren karanlık bir odada daha çok etki gösterdiğini biliyor muydunuz? Akşamları arkadaşlar ile dışarıya çıkamamayı bile göze aldık. Zaten Mert uyku saati yaklaşınca artık çekilmez oluyor. Televizyonu 2 yaşına kadar izlemedi ve şu an halen ancak yaşına uygun olan eğitim içerikli filmleri izleyebiliyor.

Yazının devamında yarın buluşmak dileğiyle,

Sevgiyle kalın,

Şebnem Baydar Kara

İZMİRLİ ALMANCI ANNE-3
4.43 7 votes

Bir Cevap Yazın