İzmirli Almancı Anne-1

Bu defaki gurbetçi anneler köşe yazımız iki bölüm halinde gelecek. Bazı annelerimize rica minnet zorla yazdırmaya çalışıryorum yazı, bazıları ise yazmak için fırsat bekliyormuşçasına seve seve yazıyorlar. Şebnem Hanım bunlardan birisi. O aslında yazının ilk kısmı diye yollamıştı bu yazdığını (daha devamı da gelecek) ama uzun olunca sıkıcı olur diye ben ikiye böldüm. Yarın devamını yayınlayacağım ki kopukluk olmasın. Şimdi buyrun okuyun efendim.

***

Gurbetçi kelimesini aslında hiç sevmiyorum … çünkü her ne kadar Türk anne babanın çocuğu olsak da doğup büyüdüğümüz ülkenin de bir parçasıyız. İşte tam bu nokta bizi her hangi bir Türk annesinden farklı yapıyor….hem doğup büyüğümüz ülkenin hem Türkiye’nin kültürünü bir şans olarak kullanabiliyoruz ama diğer taraftan belki de bizi zorlayan en büyük nokta bu. Ait olduğumuz ülkeyi ve ait olduğumuz kültürü bulmak için hayatımız boyunca mücadele ediyoruz, kendimizi savunmak zorunda kalıyoruz bazen. Benim hikayem iste tam böyle bir kültür savaşı….

Almanya’da 1980 yılında doğdum ve benden 5 yaş ufak erkek kardeşim ile beraber anne babamızla küçük bir kasaba büyüdük. Ailem aslen İzmirli. Bir eliniz ile sayabileceğiniz akrabalarım var Almanya`da yaşayan. Hep Almanya’daki Türk toplumdan uzak kaldık. Oturduğumuz semt den, yaptığımız arkadaşlıklardan ve gittiğimiz okullara kadar. Ben kendimi hiç bir zaman Almanya`da yasayan Türk topluma ait görmedim…fakat Almanlardan da farklıydım. Bir arayış içindeydim, ait olduğum kültürü ne yaşadığım ülkede nede ait olduğum toplumda bulabiliyordum. Türkiye`de yaşamak belki bu arayışımı sonlandırabilir diye düşündüm. Hukuk fakültesini bitirip avukatlık mesleğimi elime aldıktan sonra ait olduğum kültürü 2012 de İstanbul`da bulmaya gittim….meğer asıl kültür savaşım daha yeni başlıyormuş….

İstanbul`da bir Hukuk Bürosunda çalışmaya başladım ve bir yıl içinde 2013’de bir Denizci astsubay ile evlendim. Sosyal biri olmam sebebi ile arkadaş çevrem baya genişti, zaten 2010 yılında İstanbul`a hukuk stajımı yapmaya gelmiştim ve hem arkadaş çevrem olmuştu hemde İstanbul`u biliyordum. Almanya’da çalışma günleri herkes iş çıkışı eve dönerken burada İstanbul’da insanlar arkadaşları ile cafelerde buluşup vakit geçiriyordu. Almanya’ya göre belki daha fazla çalışıyordum ama daha sosyal hayatım vardı. Hayatım çok güzel ilerliyordu. Fakat ilk sarsılışı gezi olaylarında yaşadım. Benim bu kadar sevdiğim ülkede, mutlu olduğumu sandığım ülkede neler oluyordu? Almanya`da huzur içinde, sessiz bir kasabada büyüyen ben birden kendimi Taksim`de gezi protestolarında buldum. Kaç kere gaz yedim, polisten kaçtım, sloganlar attım. Almanya`da hayalini bile kurmadığım olaylara tanık oldum, bir yandan tüm cesaretim ile sokaklardaydım, diğer yandan evde gizlice oturup ağlıyordum. Neyse ki gezi olayları yaz sonuna doğru duruldu ve zaten 2013 son baharında hamile olduğumu öğrendim. Çok istiyorduk ve çok mutluyduk. Tiroid ve hashimoto hastası olarak hemen ilk baştan beri diyetisyene ve hamile pilatesine gittim. Tesadüf bir arkadaşım aynı zaman hamleydi, çocuklarımız 17 gün aralık ile doğdu zaten. Beraber çok vakit geçirdik, spora gittik, karınlarımızın fotoğraflarını çektik, topraklanmak için Kilyos’a sahile gittik kış günü. Çok güzel anılarım oldu. Aynı anda çalışmaya devam ediyordum sabah 9 akşam 18.30. Çalışma sistemin ve özelikle sağlık sistemin Almanya`ya farklı olduğunu ilk hamileyken hissettim. Belkide daha önce kabullenmek istemedim. Misal maaşım asgari ücretten gösteriliyordu ve buna tepki vermedim. Doktor kontrollerine gitmeme izin verilmiyordu, mecbur hafta sonları gidiyordum. Almanya’da doktorlar zaten hafta sonları çalışmadığından mecbur hafta içi hatta çalışma saatinde gitmek zorundasın. Ama bu çalışanın bir hakkı olduğundan dolayı ben burada iş veren sıkıntı yapınca şaşırmıştı. Elbette burada da hamilenin kanunen verilen hakkıdır doktor kontrolleri için ücretli izin almak ama maalesef çoğu zaman uygulanmıyor özel sektörde.

Almanya’da doktorların özel muayeneleri var ve buradaki gibi para ödemek zorunda değilsiniz. Oranın devlet Sigortası karşılıyor. Bu durumda herkes aynı doktora gidebiliyor. Ama Türkiye’de ancak paran varsa özel muayenehane gidebiliyorsun. Hamileyken devlet hastanesine bir kere gittim ve bir daha asla diyerek çıktım. Türkiye`de her şey para ile daha kolay olduğunu anladım. Almanya`da devlet sana bir sürü imkanı bedava veya ufak bir ücret karşılığında sunarken ben Türkiye`de diyetisyene, hamile pilatesine, yogaya ve doktor muayenelerine bir sürü para harcadım. Üstelik normal doğum yapmamı destekleyen bir doktor bulabilmek için 3 doktor değiştirdim ama sonunda Bostancı’da gönlüme göre çok tatlı bir doktor buldum. Oturduğum semt Beşiktaş’dan anadolu yakasında bulunan Bostancı’ya gitmeyi göze aldım. Almanya’da olsaydım beni sezeryana alırlar mı diye düşünmezdim bile. Hatta tam tersine suda doğum veya çömelerek, köpek pozisyonda doğum yapabilmem için bir sürü alternatifim olurdu. İstanbul gibi bir şehirde suda doğumu çok az hastanede yapabilirsiniz ve tabii ki bir sürü para ödemek zorunda olursunuz.

Yazının devamı yarın yayınlanacaktır…

İzmirli Almancı Anne-1
4.8 5 votes

Bir Cevap Yazın